İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
C. Süreya
27 Aralık 2012 Perşembe
Siz, Saatleri
Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızdırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerinden alırlar.
Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustos'ta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım.
Aylar ayları açıklıyor.
Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
Açıklanmayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.
Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.
Kent yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon içinde. Mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlemevinde art arda mevsimler sökülür.
Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza koydunuz.
Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.
Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.
Yüzyıl sonra bugün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? hayat kanıtı. Birbirmizin her yönden çağdaşıyız.
Siz tebeşirle karatahtaya ne güzel yazan.
Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
Saatlerle yaşadınız. Düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış.
Bakır kaptan günlük kokusu yayılır.
geceyle birlikte.
gece de.
Sen Serpin, sen Nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz?
İki din var: siyah ve beyaz. Gerisi? ...
C. Süreya
Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustos'ta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım.
Aylar ayları açıklıyor.
Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
Açıklanmayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.
Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.
Kent yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon içinde. Mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlemevinde art arda mevsimler sökülür.
Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza koydunuz.
Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.
Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.
Yüzyıl sonra bugün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? hayat kanıtı. Birbirmizin her yönden çağdaşıyız.
Siz tebeşirle karatahtaya ne güzel yazan.
Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
Saatlerle yaşadınız. Düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış.
Bakır kaptan günlük kokusu yayılır.
geceyle birlikte.
gece de.
Sen Serpin, sen Nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz?
İki din var: siyah ve beyaz. Gerisi? ...
C. Süreya
26 Aralık 2012 Çarşamba
Değirmenler
Zaman düşer ellerimden yere
Oradan tahtaboşa,
Oradan tahtaboşa,
Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya,
Resimler sarı güneşsizlikten, duygular değişir
Resimler sarı güneşsizlikten, duygular değişir
Dostlar dağılır dört bir yana, kendi yollarına
Ve sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik
Savaşçı,
Ve sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik
Savaşçı,
Akarız dereler gibi denizlere, belki de en güzeli böyle…
Uçurma uçar sözlüğümden, geri gelmeyecek bir kuş
Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş..
Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş..
Ortaçgil.
Mutlu olduğun anların bir an da korkusunu duyarsın hemen ardından üzülecekmişsin gibi gelir..
Kısa sürecekmiş gibi..
Nedense son bulmasını istediğin bir şey gelir ve yerleşir içine.
Karanlık bir düşünce.. Bir sis gibi çöker..
Bir daha geçmeyeceğini sanırsın, o düşünce hep var olacaktır sanki; inandırır seni gerçekliğine.
Zaman geçer, değiştirir sahneyi..
Sen yeni bir gerçeğe inanmak üzere yola çıkmışsındır.
Oysa bir tek gerçeğin kendisi kuşku uyandırmayacak kadar yakın, sessiz ve derindir aslında..
D.
25 Aralık 2012 Salı
22 Aralık 2012 Cumartesi
21 Aralık 2012 Cuma
20 Aralık 2012 Perşembe
19 Aralık 2012 Çarşamba
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı.
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı.
C.Süreya
17 Aralık 2012 Pazartesi
14 Aralık 2012 Cuma
12 Aralık 2012 Çarşamba
Alışmak ve vazgeçmek ters orantılıydı aslında. Yaşadıkça vazgeçmek zorlaşır; alıştıkça terk etmek.
Hayatın kendisi böyle belki de.
Alışmak büyük bir tehlike insan için, güçlü.. Fark ettirmeden seni her gün biraz daha avucunun içine alan bir sır gibi. Sen sadece alışır ve benimsersin sahip olduklarını. Bir gün ne yapman gerektiğini düşündüğün bir an gelirse; sana karşı koyan ilk şey bu duygudur işte.
Alıştığın şeyin yokluğunu düşünmek üşütebilir, korkutur biraz da. O zaman ne yaparım dersin, ilk soru? Ama hayat bunun cevabını da sana yaşayarak gösterir, aslında öğretir.
Alışılmışın dışına çıkmak..
Bir vardı ve bir yoktu.
Hayatın kendisi böyle belki de.
Alışmak büyük bir tehlike insan için, güçlü.. Fark ettirmeden seni her gün biraz daha avucunun içine alan bir sır gibi. Sen sadece alışır ve benimsersin sahip olduklarını. Bir gün ne yapman gerektiğini düşündüğün bir an gelirse; sana karşı koyan ilk şey bu duygudur işte.
Alıştığın şeyin yokluğunu düşünmek üşütebilir, korkutur biraz da. O zaman ne yaparım dersin, ilk soru? Ama hayat bunun cevabını da sana yaşayarak gösterir, aslında öğretir.
Alışılmışın dışına çıkmak..
Bir vardı ve bir yoktu.
7 Aralık 2012 Cuma
söylemek istediklerin birikir içinde. bir sonraki güne bırakırsın ve yenileri eklenir üzerine. ama ne sen söylersin ne de duyabilir asıl sahibi. özenli bir gizlilikle büyür gider içinde tüm düşüncelerin...
sormak istediğin sadece bir neden ise; beklettikçe yüreğinde, büyür ve sana zarar vermeye başlar. öfke, kızgınlık kendi içinde sonunda sana dönen bir zehir gibidir aslında. Sahibini bulduğunda masum bir kediye dönüşecek kadar. ve ayrı geçen onca zamana yazık edecek kadar.
didar.
sormak istediğin sadece bir neden ise; beklettikçe yüreğinde, büyür ve sana zarar vermeye başlar. öfke, kızgınlık kendi içinde sonunda sana dönen bir zehir gibidir aslında. Sahibini bulduğunda masum bir kediye dönüşecek kadar. ve ayrı geçen onca zamana yazık edecek kadar.
didar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)